Bulutların* İz’inde: Anna O. ve Öteki’nin Arzusu

Sigmund Freud’un 1800’lerin son çeyreğinde histeri üzerine yaptığı çalışmalarla birlikte psikanaliz keşfedilmeye başlandı. Peki bu ilk çalışmalarda histeri neyi ortaya çıkardı? Bedensel rahatsızlıkların, kısmi felçlerin, fiziki acıların, uyuşmaların ve donuklukların yani semptomların herhangi bir organik nedeninin bulunmadığını. Bu durumu Joseph Breuer ve Sigmund Freud’un Anna O. vakasıyla açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle Anna O. vakasını anlamak için, histeride kesinliğe karşı şüphenin öncelikli olduğunu, babasal işlevin işleyişini, fantazmdan son derece keyif alınarak yararlanıldığını, dürtülere ket vurulmasını, bastırmayı ve bastırılmış olanın dil sürçmeleri, sakarlıklar olarak ortaya çıkmasını kısaca bastırılanın geri dönüşünü hatırlayalım. Yani, histeriğin ve obsesyonelin temel mekanizması bastırmadır.  Bastırma nedeniyle histerik, hislerini ve edimlerini, başkalarından hatta kendinden bile gizler. Histerik özne neye doğru olduğunu sorgular ama bilmez, bilmek istemez. Bilse dahi bu yolda zorlanır.

Jacques Lacan, ilk başlarda histeriyi ‘parçalamış bedenin imagosu’ndan hareketle çalışmış, bu çalışmalarının neticesinde histeriye bir semptom değil bir yapı statüsü vermişti. 1955-1956 yıllarındaki seminerlerinde Lacan, histeri ve obsesyonelin yapısının bir soruyla ilişkili olduğunu ve bu ikisi arasındaki ayrımın da bu soruya ilişkin durumlar olduğunu belirtmişti. Bu sorular, “Kadın mıyım, erkek miyim?” ve “Hayatta mıyım yoksa ölü müyüm” sorularıdır. Bu iki sorudan “Kadın mıyım, erkek miyim?” sorusu histeriğin cinsel konumuyla, “Hayatta mıyım yoksa ölü müyüm?” sorusu ise obsesyonelin varlığıyla ilişkilidir.

Lacan, “arzu, Öteki’nin arzusudur” demişti. Histeride de arzunun yapısının, Öteki’nin arzusu olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Buradan hareketle histeriği, başkalarıyla özdeşleşerek onların arzusunu kendine mal eden kişi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır; Histerik, başkalarının arzusunun nesnesi olmamak koşuluyla Öteki’nin arzusunu sürdürür. Histerin arzunun nedeni olmaya katlanamaz, çünkü arzuyu sürdürmek için Öteki’nin arzusu ile kendisi arasındaki boşluk üzerinde taşıdığı bir iz vardır ve bu iz’in boşluğu arzuyu sürdürendir. Seminer 11’e atıf yapacak olursam, Lacan burada nesne a  üzerinden, cinselliğin muammasını ve gösterenlerin oyununu bize işaret etmektedir. Histeriğin soruları, Öteki’nin arzusunu taşıması ve bu arzuyu sürdürmek istemesi, Lacan’ın 1970’lerden itibaren analizanı “histerikleştirmek” düşüncesine zemin hazırlamıştır.

Anna O. vakasına geri dönelim. Gerçek adı Bertha Pappenheim olan Anna O. sayesinde psikanaliz ilerlemiş ve aktarım keşfedilmiştir. Anna O., sinirsel öksürük krizleri geçiren, büyük görme ve içe şaşılık durumundan dolayı görme bozuklukları, bilinç kaybı ve anlık donukluk (absences) yaşayan, sağ kolu felç olan ve sanrılar  gören bir kadındır. Babası ise Akciğer rahatsızlığı nedeniyle hastadır, sürekli öksürmektedir ve yataktan çıkamaz haldedir. Babasına bakan Bertha, Aralık 1880 ila Nisan 1881 babasına bakamaz hale gelir ve onda da öksürük nöbetleri, halsizlik başlar, o da babası gibi yataktan çıkamaz hale gelir. Bu süreç içinde Anna O.’da görülen belirtiler, babasıyla özdeşleşmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. 

Lacan, Anna O. vakasını, Psikanalizin Dört Temel Kavramı (11’inci) seminerinin 12’nci dersinin (Gösterenin Resmi Geçitlerinde Cinsellik) 3’üncü ölümünde ele almaktadır. Lacan, 3’üncü bölüme gelene kadar bize aktarımdan bahsetmektedir. Lacan’a göre aktarım, bilinçdışının gerçekliğinin eyleme konmasıdır. Burada da anlatılmak istenen, Anna O. vakasına giden yolda histeriğin, analiz içinde aktarımının bir ‘kaçınılma’ içinde gerçekleştiğidir.

Bilinçdışının gerçeği, cinsel gerçektir ve Lacan’a göre bu, savunulması imkânsız bir hakikattir. Lacan’a göre imkânsız hakikati savunmak zor bir meseledir. Ona göre, bilinçdışının işleyişini cinsel gerçeğe bağlayan düğüm ise arzudur. Lacan arzunun nasıl talebe bağımlılık noktasında yer aldığını bu seminerinde ele alır. Gösterenlerle ifade bulan bu bağımlılık altındaki yerdeğiştirmeler bir kalıntı bırakmaktadır ve bu kalıntıdaki belirsiz, mutlak ve kavranamaz bir koşul oluşturan, açmazda olan, doyurulamayan, imkânsız olan ve yanlış tanınan bu öğenin adı arzudur. Lacan’a atıf yapacak olursak şöyle diyebiliriz: Histeride arzunun işlevi, gösterenin etkisinin öznedeki son kalıntısıdır. Bu nasıl bir ‘kalıntı’dır? Bu soruyu açmak ve cevabını bulmak için Anna O.’ya geri dönelim.

Anna O., konuştukça, yani gösterenler sundukça yani daha klinik açıdan söylersek, aktarım yaptıkça düğümler çözülüyor, Lacan’ın ifadesiyle her şey tıkır tıkır işliyordu. Breuer’e de atıf yapacak olursak ‘baca temizleniyor’du. Lacan’a göre, buraya kadar rahatsızlık içeren bir şeyin izi yoktu, buraya kadar cinsellik de yoktu Anna O. için.

Anna O., Breuer’e kadar cinsellikle karşılaşmamıştı ve belli bir noktadan sonra işin içine cinsellik girmiştir. Bir gün Breuer’in karısı Mathilde Altmann, Anna O. vakasına ilişkin ona şöyle bir cümle kurar: Onunla biraz fazla meşgulsün! Bu cümleden sonra Breuer, karısından çocuk yapma arzusunu üzerinde taşımaktadır. Ancak Breuer’in taşıdığı bu arzuyu Anna O. yakalamıştır ve arzuyu sahte gebelik gibi bir semptoma çevirmesine neden olmuştur. Bu durum, Lacan’a göre bir bulgudur ve bir gösterendir. Peki bu ne içidir? Lacan’a göre bu durum Öteki’ne bir şey göstermek içindir. Bu bulgu, Öteki’nin arzusunun, histerik özne üzerindeki etkisidir. Anna O.’nun bu durumu neticesinde, Breuer endişeye kapılmış, -psikanalizin ve aktarımın henüz yeni yeni geliştiği bir zamanı da düşünürsek- onun kaçmasına neden olmuştur (Burada Lacan’ın şu düşüncesinin altını çizmek gerekir: Psikanalizde bir tane direnç vardır, o da analistin direncidir).

Anna O.’nun sahte gebeliği, Lacan’ın ifadesiyle “sahte-balon” bir belirtidir ve gösterenlerin tamamı ise birisi içindir, yani Öteki için. Lacan’a göre, Anna O.’nun arzusu, Öteki’nin arzusudur ve o bizi bu seminerinde Breuer’in arzusu üzerine düşünmeye davet eder.

Lacan, dersin bu kısmında, sahte gebelik olayıyla ilgili Freud’un Breuer’e yaptığı bir müdahaleden bahseder. Lacan’ın aktardığına göre Freud, Breuer’e şöyle demektedir: Nasıl olur? Bu nasıl ilişki! Aktarım, adı geçen Bertha’nın bilinçdışının anlık yansımasıdır. Seninki değil, senin arzun değil. Freud burada, Lacan’ın 1970’lerde düşündüğü “analizanı histerikleştirme”ye benzeyen bir müdahalede bulunur ve Lacan’a göre bu müdahale, arzunun Öteki’nin arzusu olduğunu gösteren bir müdahaledir. Bu müdahale işe yaramıştır, çünkü Freud’un bu müdahalesi sonrası Breuer’in endişesi azalmıştır.

Buraya kadar, Anna O.’nun sahte gebeliğinin, Öteki’nin arzusu meselesi olduğunu anlatmaya çalıştım. Şimdi Anna O.’nun diğer semptomlarına bakalım. Anna O., babayla özdeşleşme sonucu öksürük nöbetleri geçirmişti ve bunu aktarım içinde belirttiğinde bu semptom yok olmuştu. Diğer bir semptomu ise, sağ kolundaki felçli haliydi. Anna O. bir gün, babasının başında uykuya daldığında bir rüya görür ve rüyada, yılan babasına doğru gitmektedir. Anna O., rüyada babasına yardım etmek istese de sağ kolu bu yardımı reddetmektedir. Bu rüyanın ardından sağ kolunda semptom ortaya çıkmıştır. Buradaki durum nedir? Anna O.’nun bu semptomu, babasıyla ilişkisinden ve itiraf etmeksizin babaya karşı ‘ölüm’ isteğinden doğmuştur. Diğer bir semptomu olan görme bozukluğu, yani içe şaşılık ve büyük görme ise Anna O.’nun babası başında ağlarken, babasının saati sorması ve babasına ağladığını belli etmemek için saate, gözü yaşlı ve çok yakından bakmasıyla oluşmuştur. Bir başka semptomu ise uyluğundaki şiddetli ağrıdır. Bu ağrının uylukta olmasının nedeni ise, babasına yardım ederken, babasının bacaklarını koyduğu yer olmasıdır.

Anna O.’nun semptomlarının nedenlerinin ardından en baştaki hatırlatmama geri dönelim. Anna O.’nun cinselliğe ve ölüme karşı bir konumu vardır. Ancak bu cinselliğe ve ölüme karşı konumu bastırılmış ve bu bastırmalar da bedende geri dönmüştür. Sonuç olarak semptomlar, Lacan’ın “Psikoz” üzerine olan 3’üncü seminerine atıf yapacak olursam, bastırmanın ifade edildiği bir dil rolünü oynamaktadır. Bir dil oyunundan bahsediyorsak, bir gösterenler ağından da bahsediyoruz demektir. Bastırma, arzunun yapısı ve gösterenler nedeniyle, bastırılan hareketsiz değildir, diğer ilişkilerle bağlantılır; Anna O.’nun semptomları gibi…

* Bertha Pappenheim, kendi durumunu ‘bulutlar’ olarak ifade ediyordu. Bu ‘bulutların’ gelme zamanı, Breuer’le konuşacağı zamanın az öncesinde gerçekleşiyor ve Bertha bir uyuklama hali içerisinde oluyordu. Bu uyuklama hali içinde Bertha, yani Anna O. Breuer ile konuşuyordu.