Midsommar: Yasın Ritüeli*

Ünlü yönetmen Ari Aster’in ‘Folk Horror’ türündeki yeni filmi Midsommar (Ritüel), geçtiğimiz haftalarda seyirciyle buluştu. Her anında izleyiciye ayrı ayrı gerilimler yaşatan film, annesini, babasını ve kız kardeşini kaybeden Dani’nin yas sürecine, erkek arkadaşı Christian ile arasındaki sorunlu ilişkiye ve İsveç’te komün hayatı yaşayan Harga halkının 90 yılda bir düzenlediği ‘Midsommar’ etkinliğine odaklanıyor.

Midsommar filminin başlangıcı ‘karanlık’ bir yapıya sahip. ‘Karanlık’ nitelemesi yaparak olumsuz olaylarların başlangıcı olarak atfedebileceğimiz Dani ve Christian arasındaki sorunlu ilişki, Dani’nin ailesini kaybetmesi ve yas sürecine girişiyle bir dönüşüm çabası içine giriyor. Öyle ki Christian’ın arkadaşları, Dani’nin tavırlarından hoşlanmıyor ve Dani’yi, Christian’ın hayatında bir fazlalık olarak görerek onu hayatlarından çıkarmaya çalışıyorlar. Ancak Dani, ailesinin kaybını Christian ile arasındaki ilişkiyi düzeltmekle, ona yeniden sahip olmakla yatıştırmaya çalışıyor. Christian’la ilişkisinin iyi olmasını isteyen Dani, Christian’ın sınıf arkadaşı olan Pelle’in İsveç’teki köyünde yapılacak olan yaz dönümü festivalini fırsat bilerek, Christian ve arkadaşlarına katılıyor.

Film aydınlanıyor. İzleyeci, filmin başındaki kasvetli karanlıktan sıyrılarak, Dani, Christian, İsveçli Pelle, Mark ve Josh ile birlikte, 90 yılda bir düzenlenen ve 9 gün sürecek olan festival için Harga halkının komün olarak yaşadığı İsveç’te. Cennetin yeryüzündeki hali olarak gördüğümüz Harga, bir takım pagan ritüellerine ev sahipliği yapan bir köy. Festivalin başlangıcından önce köye yaklaşan Dani, Christian ve arkadaşları bir takım uyuşturucu etkisi yapan tütün ve içeceklerden alarak köyde nelerle karşılaşacağımızın ön hazırlığını yapıyorlar. Ve film boyunca da izleyicinin görecekleri, bir ‘kültür’ biçimi olarak, olayların öncesinde aktarılıyor: Kasık kılı ve idrardan yapılan bir aşk büyüsü ve daha sonrasında bu büyünün Christian için kullanılması ya da Christian’ın yanan ayı figürünü görmesiyle filmin sonundaki kaderine bakması gibi.

Filme geri dönelim. Harga halkının inanışına göre, insanın yaşamı da mevsimler gibidir. Doğumundan belli bir yaşa kadar ilkbahar, ardından yaz, sonra sonbahar ve kış. Köyde 72 yaşına gelen kadın ve erkekler bir ayinle birlikte hayatlarına son veriyorlar, ancak inanışa göre isimlerinin verildiği bir bebekle birlikte yeniden hayata dönüyorlar. Bu nokta önemli çünkü, bu ölüm onlar için bir yas değil, kutlanılması gereken bir gelenek. Yani burada Dani’nin ölüm ve yas deneyimi ile Harga halkının ölüm ve yas deneyimi aynı değil, kısacası antropolojik olarak yasın nasıl bireysel ve toplumsal olarak değişkenlik gösterdiğini görebiliyoruz.

Paganizm ritüellerinden bol bol yararlanan film boyunca, İsveçli Pelle’in getirdiği -Dani ve Christian hariç- kişiler ve Pelle’nin kardeşinin getirdiği yabancılar, teker teker ortalıktan kayboluyorlar. Ardından bir dans ritüeli sonucu Dani, Harga’da Mayıs Kraliçesi oluyor ve toplum içinde bir kutsal kimliğe bürünüyor. Dani’nin ‘Mayıs Kraliçesi’ seçilinceye kadar yaşadığı süreçlerde, izleyici olarak ailesinin yasını tamamladığını zannediyoruz. Ancak… Dani’nin kutsama töreni için köyden ayrılırken, izleyicinin uzun zamandır beklediği Christian’ın Dani’yi aldatma sahnesi beliriyor. Hargalı kadınların ritüel olarak gerçekleştirdikleri bu sahnede Christian, filmin en başında bir hikaye olarak gösterilen büyünün kurbanı oluyor. Dani, bu aldatmaya şahit oluyor ve yas sürecinde sığındığı kişi de hayatında yok oluyor; Dani artık tam bir yas içinde. Bu cinsel birleşme ritüeline şahit olan Dani’nin yas çığlıkları, Hargalı kadınlar tarafından da benimseniyor ve Dani’yle birlikte Hargalı kadınlarda çığlık atmaya başlıyor. Olayın ardından Christian, cinsel ilişki ritüelinin olduğu yerden kaçarken, arkadaşlarının öldürüldüklerine şahit oluyor ve Hargalılar tarafından bayıltılarak etkisiz hale getiriliyor.

Filmin sonunda ise Pelle ve kardeşi tarafından Harga’ya getirilen kişilerin aslında kutsal festival için adanan kurbanlar olduğunu öğreniyoruz. Ama Harga’da gerçekleştirilen kurban ritüeli için yedi kurban gerekli ancak altı kurban bulunuyor. Kurban olarak Pelle’in getirdiği Mark, Josh ve Pelle’in kardeşinin getirdiği iki yabancı arkadaşı var ve Pelle’in kardeşi ile köyden bir başka adam da gönüllü olarak kurban oluyorlar. Hargalılar yedinci kurban için Mayıs Kraliçesi Dani’ye danışıyorlar ve ona iki seçenek sunuyorlar: Kendisini aldatan Christian ve köyden bir başka kişi. Ve Dani, Christian’ı seçiyor. Christian öldürülen bir ayının içerisine yerleştirilerek kutsal binaya götürülüyor ve Christian ortaya, diğer kurbanlar kenara konularak kutsal bina yakılıyor. Binadan çığlıklar yükseldikçe Hargalılar ağlamaya, Dani ise gülümsemeye başlıyor.

Filmin en can alıcı kısımlarıyla birlikte bir özet vermeye çalıştım. Özette de görüldüğü gibi, filmin başından sonuna kadar bir yas süreci ve ritüel etkinlikleri hakim. Peki bu yas neyin yasıdır? Filme de atıf yaparak, bireysel ve toplumsal yas süreci nasıl işliyor? Bu soruları ele alarak, Midsommar filmi üzerinden -Freud ve Lacan’a da başvurarak- yas ve ritüelin işlevini aktarmaya çalışacağım.

Kayıp, Yas ve Bağıntı

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, 1917 yılında yayınlanan “Yas ve Melankoli” makalesinde, yasın genellikle sevilen bir kişi ya da kaybedilen kişinin yerine konan soyut bir kavramın yitirilişine verilen bir tepki olduğu belirtir. Ancak burada gerçekte neyin yitirildiğini bilemeyiz, der Freud; yani insan, kimi kaybettiğini bilir ama kaybedilen kişiyle neyi yitirdiğini bilmez. Ancak Midsommar filminin sonu böyle bitmez. Çünkü Freud’a göre, yas sürecine olanak tanıyan şey, ölen kişinin simgesel olarak öldürülüşüdür. Tıpkı filmin son sahnesinde Mayıs Kraliçesi Dani’nin, Christian’ın ölümünü gördükten sonra herkes ağlarken gülmesi gibi. Peki Dani herkes ağlarken, neden güler? Dani’nin film boyunca yaşadığı yas süreci, patolojik ve kaotik bir yas sürecidir. Çünkü ne yapacağını bilmeyen Dani, iyi hissetmek için sorunlu olarak ilişki yaşadığı Christian’a sığınmıştır ancak o da, Dani’yi aldatmıştır. Bu nedenle filmde Christian’a eşlik eden Dani’nin sevgisi, filmin son sahnesindeki bu olayla güçlü bir nefret duygusuyla kesintiye uğramıştır. Yas sürecinin öznesi -filmde Dani-, nesnesinden koptuğunda özgürleşmiştir.

Gördüğünüz gibi filmin sonundan başladık. Şimdi Dani’nin bireysel yas süreciyle devam edelim. Filmin başında trajik bir kayıp yaşayan Dani, Christian üzerinden kaybın üstesinden gelmeye çalışırken, filmin sonunda Christian’ı kurban ederek kaybı hayatının bir parçası haline getirmiştir. Bu yasın simgeselleştirilmesi için yapılmış bir fedakarlık edimidir. Yas burada simgesel bir fedakarlığa ihtiyaç duymaktadır, çünkü fedakarlık üzerinden feragat edilen alana başka bir nesne, kaybedilen kişinin yerini alabilecek bir nesne gelecektir.

Bu noktayı biraz daha açıklığa kavuşturalım. Lacancı psikanalize göre özne, Simgesel’in alanına girdiğinde, yani konuşan bir varlık haline geldiğinde, yeri asla doldurulamayacak olan bir kayıp yaşamaktadır. Bu kayıp nedeniyle yas tutarken kişi kendini, ölen kişinin eksiği olarak algılamakta ve yas tutmaktadır. Bu nedenle Öteki’nin arzusunun nesne-nedeni olarak kendini algılayan, yas tutan kişi, ancak yeri doldurulamayan ve de -fedakarlık edimiyle- kurucu bir işlev gören eksiklik gerçeğiyle yüzleştiği zaman yas sürecini tamamlayacaktır. Peki bu ne demektir?

Ölüm’ün Kıyısında Olan Halk: Harga

Fransız psikanalist Jacques Lacan, yas sürecinin kaybın yanı sıra, nesnenin kuruluşuyla ilgili de bir süreç olduğunu belirtmektedir; Yani Lacan’a göre yas, nesnenin kuruluşunu da içermektedir. Lacan bu durumu, boş uzam nitelemesiyle anlatmaktadır. Bu boş uzamda yas sürecinde olan kişinin, yası işlemesi için nesneyi ve bulunduğu yeri yeniden inşa etmesi gerekmektedir. Eğer bu nesne -sevilen kişi- ve bulunduğu mahal belliyse, o zaman bu boş uzama yeni yatırımlar yapmak mümkün olacaktır. Filmden örnek vermek gerekirse, ailesini kaybeden Dani ile anne ve babasını kaybeden İsveçli Pelle’in yakınlaşması, bu noktayı vurgulamaktadır. Çünkü Christian’ın, Dani’nin mevcut yas sürecindeki mahallinin yerini zaman içinde Pelle almaktadır. Dani’nin Christian’ndan Pelle’e doğru olan bu yeni yatırımı, filmin sonunda Christian’ı gözden çıkarmasına neden olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha vardır. Pelle, Dani’nin mevcut durumunu, hikayesini anlamaya çalışan, onun yanında olan ‘tek kişi’ konumundadır. Dani’nin Pelle’e doğru olan yatırımının nedeni, kendi yasını onaylamak ve onu simgeselleştirmek için başka insanların -filmde Pelle’in- hikayesine de ihtiyaç duymasıdır.

Filmde dikkat çeken bir diğer nokta ise ritüellerdir. Harga halkının ölümle olan ilişkilenme biçimleri ritüeller üzerindendir. Burada ritüeller, ölümü bireysel bir tecrübe olmaktan çıkartarak tüm komüne mal etmektedir. Örneğin festivalin ilk günü Harga halkı, yemek masasının etrafında toplanmış iki kişiyi beklemektedir. Ardından sahnede yaşlı bir erkek ve kadın belirir. Kadın ve erkek, kahvaltı sonrası halk tarafından bir dağa çıkartılır. Dağda kadın ve erkek avuç içlerini keserek, kanlarını kutsal bir taşa sürer (Burada simgesel bir jest olarak ölüm, kutsal taşa işaretlenmektedir). Ardından yaşlı kadın dağdan atlar, aşağıdaki kaya parçasına çarpar ve yüzü parçalanır. Harga halkı bu durumu hoş bir şekilde karşılar ama köye gelen yabancılar dehşet içindedir. Sıra yaşlı adama gelir, ancak o aşağıdaki kaya parçasının üstüne değil, onun yanına düşer. Harga halkı bu durum karşısında dehşet içindedir ve ellerindeki ağır bir aletle yaşlı adamın yüzünü parçalarlar. Burada Harga halkının ölüm ve yasla ilişkilenme biçimi işlenmektedir. Harga halkının ölüm ritüelleri, onlara normal bir süreç olarak görülürken, yabancılar için dehşet verici bir şeydir. Öyle ki, köye yeni gelen yabancı bir kişinin çığlıklarına karşılık Harga halkından bir kadın, bu ölüm anını köyde herkesin sabırsızlıkla beklediğini vurgular ve ölen kişilerin isimlerini yeni doğan bebeklere verildiğini belirterek, onların yeniden yaşama döndüğünü ifade eder. Peki bu sahnede neler yaşanmaktadır? Öncelikle yemek sahnesine dönelim. Freud, cenaze ritüellerinin her zaman özel bir yemeği içerdiğini belirtir. Freud’a göre bu yemekte, ölüler simgesel olarak tüketilmektedir ve bu durum, bir zafer olarak yaşanmaktadır. Harga halkının yemeğinde, 72 yaşına gelmiş olan yaşlı erkek ve kadının kendilerini öldürmesiyle bu zafer ortamı yaşanmaktadır. Burada asıl önemli olan nokta kayıp değildir, kayıpla ilişkilenme ve kaybın ardından yaratılan durumdur.

Mayıs Kraliçesi Dani’nin, sevgilisi Christian’ı başka bir kızla cinsel ilişkiye girerken görmesi ve ardından kaçarak girdiği bir evde Hargalı kadınlarla ağlaması, filme damga vuran bir başka sahnedir. Burada Dani’nin hızlı nefes alışverişleri sonrası bağırması, ardından da Hargalı kadınların Dani’yi taklit ederek bağırmaları ve ağlamaları, aslında yas tutan kişi ile onun içinde bulunduğu toplum arasında bir ilişki olmasa da yasın toplumsal bir hal aldığı görülmektedir. Bu sahnede işlenen yas -Dani’nin yeni kimliğinden kaynaklı olarak- toplumsal zorunlu bir süreç halini almıştır. Bu zorunlu süreç içerisinde yasa gösterilen simgesel değer, yani Dani’nin Mayıs Kraliçesi olarak bağırması ve ağlaması, Hargalı kadınların da bu ritüeli yaşamasına neden olmuştur.

Sonuç olarak Midsommar filminde yas ve ritüel, hem bireysel hem de toplumsal olarak zaman ve mekâna göre değişkenlik göstermektedir. Filmde bu değişkenlik durumu, Harga halkının ritüellerinde ve Dani’nin yas süreciyle birlikte yasın üstlenmesini ve katetmesini gözlemlediğimiz son sahnede, Christian’ın kurban edilmesinde görülmektedir. Öte yandan son sahnede, ritüeller esnasında ölümle ilişkilenme biçimi inanç bağlamında normal görülürken, son sahnede iki kişini normal döngülerini tamamlamadan -72 yaşına gelmeden- kendilerini kurban etmeleri, Harga halkının yas formuna bürünmesine neden olmuştur. Ancak Dani, toplumun yası sırasında kendi bireysel yasını katetmiştir: bir seçimle, bir feragatle ve bir gülüşle.

Yararlanılan Kaynaklar:

* Darian Leader, Depresyon, Yas ve Melankoli (Encore Yayınları)

* Renata Salecl, Kaygı Üzerine (Metis)

* Sigmund Freud, Psikopatoloji (Payel Yayınları)

* Sigmund Freud, Yas ve Melankoli (Telos Yayınları)

  • Bu yazı Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin sinema bloğunda yayımlanmıştır