Etiket arşivi: Alenka Zupancic

Simülasyonun Cinselliği: Black Mirror’da Fantazmın İzini Sürmek*

İnsan cinselliği, cinsel ilişkiye bağlı imkânsızlığın belirdiği nokta, kaydedilen gerçekliğin bir parçasıdır Alenka Zupancic’e göre. Bu parça, bilinçdışına kayıtlanmaktadır. Bu kayıt, özneye açık değildir, sadece tezahürlerini çağırır. Bu yüzden bu kayıt, bilinmektedir ancak özne bunu bilmemekte, deneyimlediğinin farkına varamamaktadır. Bu paradoksal durum, yani insan cinselliğinde bildiğimizi bilmediğimiz durumun anı, özneyi birleştirmeyen, ikileştiren, bölen, ayıran bir konumdadır.

Zupancic’in belirttiği bu durum, Fransız psikanalist Jacques Lacan’ın meşhur formülü, “Cinsel ilişki yoktur”a atıf yapmaktadır. Alain Badiou’ya göre bu formülde, insan cinselliğinde herkesin cinsel ilişki sırasında kendi işine nasıl baktığı görülmektedir. Bir birleşen beden vardır cinsellikte, ancak bir de ayıran jouissance. Badiou devam eder buradan, ona göre ilişkide jouissance, öznenin kendine has özelliği, ona ait olandır. O yüzden cinsellik birleştirmemektedir insanları, tam tersine ayırmaktadır. Aynı durumu şöyle de söyleyebiliriz, cinsellikte çiftleri birleştiren arzudur, ayıran ise jouissance…

Lacan’ın “Cinsel ilişki yoktur” formülünü biraz daha açalım. Lacan bu formülünün temellerini öncelikle “Tersen Psikanaliz” başlıklı 17. Seminer’inde atar, asıl meseleyi ise “Daha[Encore]” başlıklı 20. Seminer’nde ele alır. Lacan’ın kullandığı cümle şöyledir: “il n’y a pas de rapport sexuel”. Buradaki “rapport” kelimesine dikkat etmek gerekir, çünkü Lacan burada, ilişkiyi değil, bir bağıntıyı kastetmektedir. İki kişinin bedensel birlikteliği mümkündür, o yüzden cinsel ilişki vardır; ancak bedensel ilişkiye giren iki kişinin jouissance ile ilişkilenmesi aynı olamaz, imkânsızdır, o yüzden tam bir bağıntı mümkün değildir. Lacan’a ve formüllerine nokta koyup, asıl meselemize gelelim.

Cinselliğin Simülasyonu

Netflix’in ünlü dizisi Black Mirror’ın 5. sezonu geçtiğimiz hafta yayınlandı. Üç bölüm olarak izleyiciye sunulan dizinin–sosyal medyada takip ettiğim kadarıyla- en sevilen bölümü “Striking Vipers” oldu. Bölümde, Danny ile yakın arkadaşı Karl’ın oyun üzerinden birbirleriyle ilişkilenme biçimlerinin değişmesi, dizinin en dikkat çeken sahnelerini oluşturdu. Tabi bu sahneler, Lacancı psikanalizle ele alınabilecek çok sayıda durumları da içeriyor.

Dizinin ilk dikkat çeken noktası, “Striking Vipers”ü oynayan Karl ve Danny’nin dövüşçü seçimleridir. Birkaç oyunun ardından Karl, oyunun en güçlü kadınlarından “Roxette”ı, Danny ise “Lance” isimli erkek bir dövüşçüyü seçer. Karl, Roxette’ı seçmesinde haklı çıkar ve Lance’ın hamle yapmasına imkân tanımadan onu yener. Danny ve Karl’ın oyundaki dövüşçülerle ilk ilişkilenme biçimi, cinsiyet ve güç üzerinden olur. Ardından dizi bizi, 11 yıl sonraya, Danny’nin 38 yaş günü partisine götürür. Danny, sevgilisi Theo ile evlenmiştir ve bir erkek çocukları olmuştur. Doğum günü partisine gelen Karl, eski arkadaşına hediye olarak “sanal gerçeklik eklentili” yeni Striking Vipers oyununu almıştır ve oyun konsolla değil, “TCKR sistemi” denilen bir sistemle oynanmaktadır. Danny bir gece Tetris oynarken, Karl onu sanal gerçeklik eklentili Striking Vipers oyununa davet eder ve oyunun nasıl oynandığını anlatır. Karl oyun başlamadan Danny’i, “Aklına hakim ol!” diyerek uyarır. Karl uyarısında haklı çıkar, ikisi de simülasyonun içine düşer ve Danny’e fiziksel uygulamaların da taklit edilebildiğini belirterek, “Gerçekte yapamayacağın bir sürü şeyi burada yapabilirsin” der. Karl, eskiden oynadıkları oyundaki “Roxette”tır, Danny ise “Lance” olmuştur. Buraya kadar her şey normaldir, dövüşme başlar, yumruklar savrulur. Ancak bir anda beklenmedik bir şey olur. Roxette, Lance’ı altına aldığında bir anda ikisi de öpüşmeye başlar. Karl ve Danny bu olay karşısında şok içindediler ve ikisi de oyundan çıkar.

Simülasyonun içerisindeki bu beklenmedik gelişmenin geleceği, aslında daha önceden Karl tarafından uyarı şeklinde izleyiciye aktarılmıştır. Gerçekte yapamayacakları bir şeyi, simülasyonun içinde yapmışlardır, öpüşmüşlerdir. Bu durum bize, Lacancı psikanalizdeki cinsiyetlenme ve cinsel fark meselesini düşündürür. Çünkü iki kişi arasındaki ilişki, “sahip olan” ya da “sahip olan değil” ilişkisidir. Bu sahip olma ise, öznenin konumunun üstlenmesiyle ilgili bir durumdur, Simgesel’e kayıtlanma meselesidir. Ancak Lacan tam burada bizleri uyarmaktadır, çünkü kadın ya da erkekliğin tam olarak simgeselleştirilmesine izin veren bir ‘cinsel fark’ göstereni yoktur. O yüzden bir erkek hiçbir zaman ‘tam bir erkek’, kadın ise hiçbir zaman ‘tam bir kadın’ olamaz. Erkek ya da kadının, Simgesel’e tabi olması ve onda her şeyin kayıtlanması nedeniyle cinsel kimliği hep kırılgandır, cinsiyet ve cinsellikle ilgili şüphenin ana odağıdır. Bölümde, Danny ve Karl’ın durumu da budur. Cinsel kimliklerinin kırılganlığı ortaya çıkmıştır, heteroseksüel bir erkek olmanın parçası kopmuştur, Simgesel’e başka bir biçimde kayıtlanmıştır. Daha iyi anlamak için biraz daha ilerleyelim.

Jouissance birleştirmez, ayırır!

Olayın ardından Danny ve Karl, birbirlerine oyun sırasında sarhoş olduklarını belirterek yeniden oyunu oynarlar. Ancak bu sefer daha ileri giderler, oyunda dövüşmezler ve bu sefer cinsel ilişkiye girerler. Danny, oyun sırasında Karl’a yani Roxette’a ne hissettiğini sorar ve şöyle bir yanıt alır:

“Çılgınca! Çok çılgınca. Çok farklı. Fiziksel his, sanki daha bir tatmin edici. Tam anlatamıyorum. Biri gitar solosu gibi, diğeriyse koskoca bir orkestra. Melodi temelde aynı, fakat tempoları farklı.”

Karl’ın bu sözleri, bilinçdışı bilginin noktasal olarak parlamalarıdır. Çünkü Lacan bize, “Psikanalizin Dört Temel Kavramı” başlıklı 11. Seminer’de, cinsel farkın cinsellikle, onun üreme işleviyle arasında bir kopukluk bulunduğunu, bu kopukluk nedeniyle de öznenin erkek ya da dişi olarak kendini konumlandıramadığını belirtir. Burada Karl kendi konumuna dair belirsizliği, melodi-tempo ilişkisiyle anlatmaktadır. Öte yandan, gitar-orkestra ilişkisiyle de Karl’ın jouissance deneyimini ve bu Gerçek’le karşılaşmasının nasıl dile dökülemediğini, aynı şekilde bu deneyimden etkilenmediklerini de –tıpkı ‘Cinsel ilişki yoktur’ formülündeki gibi- görebiliyoruz. Karl’ın bu benzetmeleri, Lacan’ın “Psikoz” başlıklı 3. Seminer’indeki söylediği “Özne kendi cinselliğini ancak simgesel düzeyde idrak edebilir” sözünü akıllara getirmektedir. Karl’ın “Çok farklı. […] Tam anlatamıyorum” sözleri, simülasyon içerisinde ilk kez deneyimlediği jouissance’ını ve cinselliğini Simgesel’de kayıtlanamadığını göstermektedir.

Farklı Arzular, Farklı Dramlar…

“Bir kişinin erkek ya da kadın olarak ne yapması gerektiği meselesi, bütünüyle Öteki’nin alanında sahnelenen bir dramadır” demişti Lacan, 11. Seminer’de. Bu dramanın benzeri, Theo ile Danny’nin evlilik yıldönümlerini kutladığı sahnede yer alıyor. Danny’nin oyunda yaşadıkları nedeniyle davranışları değişmiştir ve Theo bunun nedenini öğrenmek istemektedir. Theo, haftalardır seks yapmadıklarını belirtir, artık çirkin mi olduğunu Danny’e sorar. Danny’den gelen cevap ise “Çok bitkinim” olur. Bölümde Theo ile Danny arasındaki arzu meselesi, bu noktadan sonra ortaya çıkar. Theo, aile hayatının sıkıcı olduğunu, dışarı çıktığında istediğini yapabileceğini, yemekten önce ona barda asılan adamı istediğini, hatta tutkuyla istediğini ancak ilişkilerinin gerekliliği olarak sadık kaldığını ve reddettiğini söyler. Theo’nun bu sözleri, -bölümü izleyenler hatırlayacaktır, ilk sahnede Theo ile Danny, ‘Year’ isimli barda ‘yabancı’ oyununu oynamakta ve birbirlerini ayartmaya çalışmaktadır- asıl arzusunu açığa çıkarır.

[Bu sırada Karl, bir kadınla cinsel ilişkiye girmektedir ancak bir anda sevişmeyi bırakır. Karl’ın aklı Danny’le yaşadığı olaydadır. Karl’ın kız arkadaşı ise yatakta, cinsel içerikli bir video açarak kendini tatmin etmek istemektedir. İşte size bir ‘Cinsel ilişki yoktur’un tezahürü daha!]

Theo’nun sözleri Danny’i etkiler ve o gece oyunu kaldırır, ancak aklı Karl’dadır. Zaman geçer, Danny bir daha böyle bir şeyin yaşanmayacağını söyler, Theo’yu aldattığını hisseder ve bunu Karl’a söyler. Karl ise yaşadıklarının ‘tam bir aldatma’ olmadığını belirtir. Buraya kadar üç kişinin cinsiyet, cinsel fark ve cinsel ilişki meselesi, arzu meselesidir ve bu arzu bir Öteki mahallinde, drama etrafında şekillenir.

Karl değil, Fantazm Konuşuyor: Yüce Bir Şeydi!

Sahne değişir, zaman yine geçer. Karl depresyondadır, Theo ikinci çocuğa hamiledir. Danny’nin ise 39. yaş günüdür. Theo, Danny’den habersiz Karl’ı yemeğe davet eder. Karl eve gelir, Theo masadan kalktığı zaman Danny’le tartışmaya başlar. Karl, Danny’e “Yerini doldurmaya çalıştım” diyerek birçok kişiyle simülasyonda seks yaptığını, hatta oyunda dövüşçü olan kutup ayısı Tundra’yla bile yattığını ancak tatmin olmadığını belirtir. Ve şöyle devam eder Karl:

“Yine de aklımdan çıkaramadım seni. Hayatımın en iyi seksiydi, senin için de öyleydi. Yüce bir şeydi”

Karl bu sözlerin ardından Danny’le yine ilişkiye girmek istediğini, gece yarısı onu oyunda beklediğini söyler. İstediği gibi de olur, oyunda Roxette ve Lance yeniden sevişir. Bu sefer de beklenmedik bir şey olur. Roxette Lance’a, yani Karl Danny’e “Seni seviyorum” der. Danny, böyle bir şeyin olmayacağını belirtir, onu “Year” isimli bara çağırır ve ikisi de oyundan çıkar. Danny, oyunda hissettiklerinin gerçek hayatta da varolup varolmayacağını anlamak için, Karl’a öpüşmeyi teklif eder. Danny ve Karl öpüşür ve ikisinin tepkisi de aynı olur: “Olmadı!”. “Konu kapandı o zaman” der Danny ama Karl için konu kapanmamıştır. “Oyunda farklı, sen de biliyorsun” diyerek, simülasyonda sevişmek istediğini söyler. Bu sözlerin ardından ikisi de kavga ederler ve onları yakalayan polisler tarafından polis merkezine götürülürler.

Danny’i polis merkezinden alan Theo, arabada neler olduğunu sorar. Sahne bir anda değişir, evde Danny’nin 40. doğum günü kutlanmaktadır. Akşam olduğunda ise Theo, Danny’e doğum günü hediyesi olarak oyunun sisteminin bulunduğu kartı, Danny’de Theo’ya evlilik yüzüğünü koyacağı boş bir kutuyu verir. Bölümün sonunda Karl ve Danny yeniden sevişir, Theo ise birisiyle tanışmak için bara gider. Peki burada yaşanan nedir?

Lacan’a göre fantazm, arzuyu sahneye koyan bir senaryodur. Bu senaryo içerisindeki sahne, öznenin arzusuna yön veren, onu bir donmuş anda bırakan, oradan itibaren düşlemini kurdurmasını sağlayan bir andır. Lacan’ın fantazm üzerindeki ilk düşünceleri, onun donuk ya da hareketsiz olduğudur. 1950’lerden sonra Lacan, fantazm düşüncesini Öteki’ndeki eksiği örtmek üzere bir düşlemin sahneye konulması olarak değiştirir. Lacan’ın formülasyonuna göre fantazm, Öteki’nin arzusuna tepki olarak ortaya çıkar. Fantazm, öznenin kendine özgü Jouissance’ını da açığa çıkarır.

Donuk andan gerçekliğe…

Karl’ın oyundaki jouissance deneyimini “Yüce bir şey” olarak aktarması, Theo’nun oyunu doğum günü hediyesi olarak Danny’e vermesi, Danny’nin de ona boş bir yüzük kutusu vermesi, arzunun sahneye çıktığı andır. Bu an, hem Danny ve Karl’ın hem de Theo’nun fantazmını açığa çıkarır. Gerçek hayatta birbirlerine karşı bir şey hissetmeseler dahi, oyunda tatmin arayan ve buna yönelik eylemde bulunan Karl ve Danny’nin fantazmı, oyun karakterleri olan Roxette ve Lance üzerinden hareket etmektedir. Keza bu fantazmın çökmesinin sonucu, Karl’ın depresyon sahnesinde ve Danny’nin ise Theo’ya karşı değişiminde görülmektedir. En başa dönecek olursak, Karl ile Danny arasındaki ve Danny ile Theo arasındaki ilişkilenme biçimi, “Cinsel ilişki yoktur” formülündeki ‘jouissance birleştirmez, ayırır’ düşüncesine denk düşen bir ilişkilenme biçimidir. Badiou’nun da dediği gibi, bölümün sonunda herkes kendi jouissance’ının peşine gitmektedir. Theo bir bardadır, Karl ve Danny ise simülasyonun içinde sevişmektedir ancak gerçek hayatta kanepenin üzerinde donuk vaziyettedir. Öznenin arzusuna yön veren donuk an, işte bu andır. Fantazmın ortaya çıktığı an, tam da bu andır; Bu donukluktan itibaren, yani Danny ve Karl’ın simülasyonun içindeyken koltukta durmasından itibaren asıl mesele yaşanmaktadır. Herkes kendi ‘yüce anını’ peşinden koşmakta ve buna uygun fantazm yaratmaktadır; yeni iletişim teknolojilerindeki gelişmelere bakılırsa -Black Mirror’ın bu bölümünde görüleceği gibi- fantazm ve arzuyla [özellikle de kayıpla ve kaygıyla] öznenin ilişkilenmesi, onu yaratmaktan ve sürdürmekten öte olacak, öznenin onu direkt yaşamasına neden olacaktır. Bu durumun özne üzerindeki etkisini –umuyorum ki- yakın bir zamanda göreceğiz.

Yararlanılan Kaynaklar:

Alenka Zupancic – Psikanaliz Nedir?
Alenka Zupancic – Cinsellik Nedir?
Jacques Lacan – Encore (Yine, Hala)
Jacques Lacan – Psikanalizin Dört Temel Kavramı

  • Bu yazı Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin sinema bloğunda yayımlanmıştır.